Can Dündar: Erdoğan, muhalefetin zaferini kabul edecek mi?

Can Dündar: Erdoğan, muhalefetin zaferini kabul edecek mi?

Türkiye’de sandıktan zaferle çıkmanız yetmez, sonrasında sandığı korumanız da gerekir. Nitekim muhalefet yerel seçimi kazandı, şimdi kanıtlamaya çalışıyor. Hangi ülkede seçimden sonraki hafta oy çuvallarının üzerinde yatan milletvekilleri görmüşsünüzdür bilmiyorum; Türkiye’de halen manzara bu…

Daha önceki seçimlerde, terk edilmiş evlerde 250 kişinin bir dairede yaşar gibi kaydedilmesine, tam sayım saatlerinde elektriklerin kesilmesine, bunun hükümet tarafından “Trafoya kedi girdi” diye açıklanmasına, o arada sandıkların çalınmasına, “Seçtiklerinizi koltuğa oturtmayız. Oy verenler de hizmet göremez” diye tehdit eden yöneticilere alışkınız. Muhalefet, bunlara rağmen kazandı. Şimdi de yenilgiyi hazmedemeyen iktidar partisi, “Sonucu tanımayız. Hile yaptınız” diye itiraz ediyor, oyları yeniden saydırıyor, Seçim Kurulu’na baskı yapıyor. Erdoğan adeta, “Sandıktan ben galip çıkana kadar yeniden sayın” diyor. Ama nafile… Sayıldıkça muhalefet oyları artıyor.

Aslında hükümet de kaybettiğinin farkında… Birkaç nedenle resmi sonucu açıklamayı geciktiriyor:

Öncelikle İstanbul başta olmak üzere, uzun yıllardır iktidarın kontrolünde olan kentlerde bir hayli “temizlenmesi gereken evrak, son anda verilmesi gereken ihale, yer değiştirmesi gereken personel” var. Kazanılan zamanda bunlar yapılıyor. Bir yandan da tabana, “Biz yenilmedik; onlar hileyle kazandı” mesajı verilmeye çalışılıyor. Bir başka amaç, muhalefette oluşan büyük zafer havasını kırmak… Aslında böyle bir zafer havası yaşanmadı. Muhalifler sokaklara dökülmedi, iktidar aleyhine gösteriler yapmadı. Yıllardır bugünü bekleyen insanlar, Erdoğan’ın muhtemel tepkisinden ve provokasyon ihtimalinden çekinerek, zaferi evinde, sokağında dans ederek kutladı.

Bundan sonrasına dair bahis oynayanlar çok: Benim tahminim o ki, bugüne dek hep kendini mağdur göstererek kitlesini etkilemeyi başaran Erdoğan, bu şansı, İstanbul’un yıldızı hızla yükselen başkanına vermek istemeyecektir. O yüzden bir süre direndikten sonra, Türkiye’nin kapısı sayılan şehrin anahtarını –ağlaya ağlaya- ona teslim etmek zorunda kalacak. Sonra da onu belediyede çalıştırmamak, yükselen dalgasını kesmek için elinden geleni yapacak, böylece muhalefetin muhtemel bir erken seçim çağrısını, başarısını engellemeye çalışacaktır.

İşi zor; çünkü ekonomik kriz hızla ağırlaşırken, Batı’ya karşı kullandığı “Alternatifim yok” kozunu da kaybetti.

 

BU YAZI DIE ZEIT’TA YAYIMLANMIŞTIR.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN