Fatih Yaşlı: CHP, bırakın bir düzen partisi olmayı, bir rejim partisi olmayı tercih etmiş

Fatih Yaşlı: CHP, bırakın bir düzen partisi olmayı, bir rejim partisi olmayı tercih etmiş

DEMARKAJ – Akdemisyen ve yazar Fatih Yaşlı ile Ekrem İmamoğlu’nun şansını, seçimleri, Alper Taş’ın adaylığını, Maçoğlu’nu Demarkaj için değerlendirdi.

Akademisyen ve yazar Fatih Yaşlı, “İşin ironik ve trajik olan yanı ise şu: Muhalefet partileri ve bu partilerin tabanları, her seferinde, kuralları iktidar tarafından belirlenen ve süreç içerisinde yine bu kuralların iktidar tarafından değiştirilebildiği bir oyunu kabulleniyorlar ve sonra da yenildiklerinde yöneticiler hiçbir şey olmamış gibi yola devam ediyorlar.”

Fatih Yaşlı seçimleri ve solu Demarkaj’a değerlendirdi.

Öncelikle her seçimde “bu son şansımız” cümlesi dolaşıma giriyor. Siz de öyle görüyor musunuz? 

Fatih Yaşlı: Dünyada yükselmekte olan sağ popülizme dair yapılan kuramsal çalışmalarda, sağ popülizmi faşizmden ayıran ince çizginin ne olduğu sorusuna verilen yanıtlarda seçimlere özellikle vurgu yapılıyor. Klasik faşist rejimlerden farklı olarak, bu rejimlerde siyasi partiler varlıklarını devam ettiriyor ve seçimler yapılıyor ama iktidardaki parti siyaseti sandığa doğru daraltıyor, demokrasiyi belli dönemlerde gidip oy vermek olarak görüyor ve topluma da bunu sunuyor. Aynı şekilde, bu tür rejimlerde iktidar partisi gücünü seçmenden ve sandıktan aldığı için, kitleleri teyakkuz halinde tutmanın ve kendini düzenli olarak meşrulaştırmanın yolunu süreklileşmiş seçimlerde, referandumlarda görüyor.

Bizde de benzer bir durum geçerli. Bundan birkaç yıl öncesine kadar öyle ya da böyle, sokak, siyasetin ayrılmaz bir parçasıydı, miting, basın açıklaması, yürüyüş vs. yapılabiliyor, belirlenen bir yere (örneğin AKP il başkanlığı ya da Yüksek Seçim Kurulu) geniş güvenlik önlemleri altında ya da az sayıda insanla da olsa yürünebiliyordu. Üniversitelerde etkinlikler, eylemler yapılabiliyordu. Sendikalar zaman zaman etkili işler çıkarabiliyordu.

Oysa özellikle 15 Temmuz sonrası ilan edilen ve bugün resmen yürürlükte olmasa da gayriresmi olarak devam eden OHAL’le birlikte, sokak bütünüyle kriminalize edildi ve kontrol altına alındı. Bu esnada da insanlara demokrasi adına sadece sandık kaldı. Muhalefet partileri de buna razı oldukları için, her seçim öncesi bu söylem, yani “bu son seçim, son şans, mutlaka sandığa gitmeli” söylemi topluma benimsetildi, anayasası askıda olan ve anayasal kurumları ortadan kaldırılmış bir rejimde, devletleşmiş bir parti ve partileşmiş bir devlette, seçimlerle iktidarın değiştirilebileceğine toplum inandırıldı.

İşin ironik ve trajik olan yanı ise şu: Muhalefet partileri ve bu partilerin tabanları, her seferinde, kuralları iktidar tarafından belirlenen ve süreç içerisinde yine bu kuralların iktidar tarafından değiştirilebildiği bir oyunu kabulleniyorlar ve sonra da yenildiklerinde yöneticiler hiçbir şey olmamış gibi yola devam ediyorlar. Seçmen ise her seferinde büyük beklentiler içerisine girdiği için, sonuçlarla birlikte büyük hayal kırıklığı yaşıyor ve giderek siyasetten uzaklaşıyor, siyasal anlamda kabuğuna çekiliyor, umudunu yitiriyor. Türkiye’de 7 Haziran sonrası yapılan her seçimde maalesef bu tablo tekrarlanıyor ve maalesef yine aynı şeyle karşı karşıyayız. Bunun en çok kimin işine yaradığı ise tüm bu söylediklerimden anlaşılıyor olmalı.

Yerel seçimler yaklaşıyor. Partilerin adayları da belli oldu. Ekrem İmamoğlu İstanbul için iyi bir seçim miydi?

Fatih Yaşlı: Kime ya da neye göre iyi? CHP cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstermişti, sonrasında az daha Abdullah Gül’ü aday yapacaktı, şimdi İstanbul’da Ekrem İmamoğlu ve Ankara’da Mansur Yavaş var. Siverek’te eski MHP’li Mehmet Fatih Bucak var. Bu isimlerin sosyal demokrasiyle ya da sosyal demokrat belediyecilikle bir alakaları var mı, böyle bir pratikleri var mı? Hiç sanmıyorum. Buradaki temel mesele, siyasal alanı, iktidar partisinin çizdiği sınırları içerisinde kabul etmek ve sağcılaşmış Türkiye siyasetinde sağın alternatifinin ancak yine sağ olabileceği düşüncesiyle sağ adaylar göstermek. CHP, bırakın bir düzen partisi olmayı, bir rejim partisi olmayı tercih etmiş, yeni rejimin meşruluğunu kabullenmiş bir parti olarak hareket ediyor ve rejimin çizdiği sınırların dışına çıkmıyor. İmamoğlu’nun Saray ziyareti de, Yavaş’ın cumhurbaşkanlığıyla ilgili açıklamaları da, İyi Parti’yle kurulan ittifak da bunun bir parçası. Tüm bu eleştirilerin, “ne yapalım, öncelikli mesele AKP’yi geriletmek, sonrasına daha sonra bakarız” diye yanıtlanacağını, hatta bunun topluma da benimsetildiğini biliyorum ama bunun işe yarayıp yaramadığını görmek için yakın tarihe şöyle bir bakmak bile yeterli olacak.

Tabi şöyle bir durum var: Eğer ekonomik kriz nedeniyle AKP tabanı bir şekilde AKP’yi cezalandırmak isterse ve AKP kimi şehirleri kaybederse, bu siyasetin, yani sağcılaşma siyasetinin işe yaradığını söyleyecekler, oysa böyle bir durumda halk sağcılaşma siyasetine onay vermiş olmayacak, iktidar partisine tepkisini gösterecek.

HDP 7 Büyükşehir de aday çıkarmayacağını duyurdu. 3 Şubattaki “tecrit” mitinginde de Eş Başkan Sezai Temelli, “aday çıkartmadığımız yerlerde var gücümüzle demokrasi güçlerine oy vereceğiz” dedi. HDP’nin bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fatih Yaşlı: HDP aslında “çözüm süreci”nin partisiydi. Yani sahip olduğu “Türkiyelileşme” iddiası, ancak çatışmasızlığın devam ettiği ve legal siyaset yollarının tıkalı olmadığı bir konjonktürdehayata geçirilebilirdi. Oysa masa devrildi, tekrar silahlar konuşmaya başladı ve legal siyaset alanı bir kez daha ciddi bir şekilde daraltıldı. Gerek eş başkanların tutuklanması, gerek kayyum atamaları bunun ürünüydü. Hal böyle olunca HDP Türkiyelileşme iddiasını taşımakta zorlanmaya ve tekrar bölge öncelikli bir siyaset izlemeye başladı, kayyum  atananbelediyeleri tekrar almayı öncelikli hedef olarak önüne koydu. Ülkenin geri kalanında ise adımlarını AKP’nin gerilemesi adına attı ve aday çıkarmamayı tercih etti, böylelikle kendi tabanının AKP karşısında kim güçlüyse ona oy vermesini işaret etme gibi bir durum ortaya çıktı. Anlaşılan HDP, eli zayıflamış bir AKP’nin kayyum siyasetini devreye sokmakta zorlanacağını ve Suriye’deki Kürt otonom bölgesine yönelik operasyonları geciktireceğini/engelleyeceğini düşünüyor. Ayrıca, zayıflaması durumunda AKP’nin MHP’yle kurduğu ittifakta sıkıntıların ortaya çıkacağı ve Kürt politikasının tekrar değişebileceği olasılığı da hesaba katılıyor.

CHP Beyoğlu belediye başkanlığı adaylığı için Alper Taş’ı öne çıkardı. Alper Taş’ın adaylığını nasıl yorumluyorsunuz? 

Fatih Yaşlı: Alper Taş ÖDP’nin ve ÖDP Başkanlar Kurulu’nun bir üyesi, inançlı bir sosyalist, düzgün bir siyasetçi. Dolayısıyla aldığı kararı tek başına değil, bir kolektif iradenin parçası olarak aldığını biliyorum ve buna saygı duyuyorum. Sosyalistlerin bu kadar zayıf olduğu, toplumla bağ kurmakta zorlandıkları, seslerini duyuramadıkları bir dönemde ÖDP’li dostlar bunu tüm bunlara karşı bir fırsat olarak değerlendirmiş olmalılar. Seçilip seçilemeyeceğinden bağımsız olarak Taş’ın adaylık kampanyasında sesini duyurmasının bile önemli olduğunu düşünerek bu karara vardıklarını, hele bir de Beyoğlu kazanılırsa burada yapılacak işlerle, sol çıkış adına ciddi birmesafe kazanılacağını düşündüklerini tahmin ediyorum.

Öte yandan, tüm bunları tarihinin en sağcı dönemlerinden birini yaşayan CHP’yle yapmanın sınırlarının ne olduğu üzerine düşünmek, dikkatli olmak lazım. Daha birkaç gün önce ülkücü kökenli bir ismi daha, Yaşar Okuyan’ı  bünyesinekatan, Mehmet Fatih Bucak’ı aday gösteren, Ordu’da İdris Naim Şahin’i desteklemesi gibi bir ihtimal olan, sağcılığı bir takiye olarak değil, inanarak yapan CHP, bu yöneliminin kendi tabanını kızdırdığının farkında ve Taş’ın adaylığını tüm bunlara kılıf olarak kullanabilir, kullanmak isteyecektir.Dolayısıyla sürecin hem fırsatlara hem de krizlere açık olduğunu görmek, dikkatli ve temkinli olmakta fayda var.

Dersim’de Maçoğlu ve HDP arasındaki adaylık krizi çok konuşuldu, tartışıldı. Sizin bu konuda fikriniz nedir?

Fatih Yaşlı: Bu kriz üzerine uzun uzun konuşmak ve deşmek istemem, gerek yok buna. Ancak şunu görmek lazım, Maçoğlu“komünist başkan” sıfatıyla ve “nohutçu” diye küçümsenmeyi hiç hak etmeyecek bir şekilde, Ovacık’ta çok önemli işler yaptı. Ülkede solun esamisinin okunmadığı günlerde, ana akım medya bile Maçoğlu’nun yaptıklarını “komünist başkan” sıfatını kullanarak vermek zorunda kaldı, kitleler sosyalist bir belediyecilik örneği görmüş oldular. Şimdi Maçoğlu ve arkadaşları, Ovacık örneğini bir ile yaymak, Dersim’de belediye başkanlığını kazanmak istiyorlar. Bunu son derece önemsemek, desteklemek gerekiyor. Ovacık’ta yaratılan etkinin sınırlarının genişlemesi, Türkiye’de solun siyaset sahnesinin etkili aktörlerinden biri haline gelmesi, toplumsal bir alternatif olarak görülmesi açısından son derece önemli.Umuyorum Maçoğlu seçimlerden başarıyla çıkar ve bu başarı hepimizin başarısı olur.

Sol bu seçimde ne yapmalı? Solun bu sefer seçimlere pek organize olamadığını görüyoruz. Siz ne dersiniz?

Fatih Yaşlı: “Sol seçimlerde şunu yapmalı” diye elimizde sihirli bir formül, bir reçete yok ama seçimler de dâhil olmak üzere Türkiye’deki siyasal süreçte hem düzen dışı hem de CHP ve HDP dışı bir solun güçlenmesi gerekiyor. Türkiye’de “sosyal demokrasi”yi ve “radikal demokrasi”yi benimsemiş sol partiler var ama asıl sorun sosyalizm iddiasında bulunan sol öznelerin güçlü bir şekilde siyaset sahnesinde yer almaması.Sınıf siyaseti yapan, emekçileri, işçileri, yoksulları ve onların çıkarlarıyla taleplerini siyaset sahnesine taşımayı hedefleyen bir sola ihtiyacımız var. Dolayısıyla eğer “sosyalist sol ne yapmalı” diye soruyorsanız, çok basit ama çok temel bir şeye işaret ederek, “bağımsız ve güçlü bir özne olarak kendini kurmaya, toplumsallaşmaya, kitleselleşmeye çalışmalı, önceliği bu olmalı” diye yanıt verebilirim.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
fatih yaşlı

BİRDE BUNLARA BAKIN