‘Metin Feyzioğlu meslektaşlarının yanında değil, karşısında duruyor’

‘Metin Feyzioğlu meslektaşlarının yanında değil, karşısında duruyor’

DEMARKAJ – Aralarında Çağdaş Hukukçular Derneği(ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın da olduğu, Behiç Aşçı, Aytaç Ünsal, Engin Gökoğlu ve Aycan Çiçek Açlık grevlerinin 14’üncü günlerinde.

‘Adalet’ talebiyle başlayan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) avukatlarının açlık grevi devam ediyor.

Tutuklu avukatlara dikkat çekmek ve adalet için her hafta salı günleri saat 10.00 – 13.00 arası Çağlayan’daki adalet sarayında, tutuklu avukatların resimlerini tutarak nöbet tutan Av.Didem Baydar Ünsal Demarkaj’a konuştu.

Böyle bir eylem yapma fikri nereden ortaya çıktı?

Didem Baydar Ünsal: Çağlayan adliyesi önünde her hafta perşembe günü  kitlesel bir avukat eylemi vardı. Adalet nöbeti. Burada tutsak meslektaşlarımızdan ve mesleğin uğradığı saldırılardan ve ülkedeki genel durumdan bahsediyorduk. Ve adalet talebini yükselten avukatlar olarak burada bir araya geliyorduk. Adalet nöbetinin bitirileceği haberini aldığımda, aslında bu dönem böyle bir nöbetin bitirilmemesi gerektiğini düşündüm. Neden? Çünkü tutuklu yargılanan meslektaşlarımız var. Tam 16 aydır tutsaklar ve onların sesi olmamız gerekiyor. Onların ve hepimizin uğradığı ben de bu yargılanan avukatlardan biriyim. Bir yıl tutsaklık yaşadım. Bir yıllık tutsaklığın ardından hep birlikte tahliye olduk. Tahliyemizin ardından aradan bir gün geçmeden tahliye kararları geri alındı. Savcılık tarafından hepimiz için itiraz edildi. İtiraz sonucu 12 avukat arkadaşım hakkında yakalama kararı verildi. Yakalama kararı çıkarılan meslektaşlarımızla birlikte – tabii ki bundan haberimiz yok. bir gece yarısı toplanması, bir gece yarısı hakkımızda yakalama kararları çıkarılıyor – biz özgürlük yemeğine gidiyorduk. Avukatların bizim için düzenlediği bir yemekti. Eşim de tutuklu meslektaşlarım arasında. Eşim ve ben farklı iki taksiye bindik ve arkadaşlarımızla birlikte baronun olduğu yere yemeğe gidiyorduk. Ben öndeki taksideydim o arkadaki taksideydi. Ve mekana geldiğimde eşim Aytaç’ın orada olmadığını gördüm. Arkadaşlarımın yüzlerinde bir endişe vardı. ‘ne oldu?’ dedi. ‘Aytaç gözaltına alındı’ Neden? hakkınızda yakalama kararı var. Ve peyderpey oraya gelen meslektaşlarımızı gözaltına almaya başladılar. Hem de yaka paça, yerlere yatırılarak, ters kelepçe yapılarak gözaltına alındı. Tahliye olamadan aslında rehin alınmış oldular. Bu sürecin ardından bizim hakkımızdaki itiraz reddedilmişti. Bu süreçte de hakkımızda tahliye kararı veren mahkeme dağıtıldı. Bu mahkeme dağıtıldıktan sonra yeni, özel atanmış bir mahkemeyle yargılama süreci devam edecekti. Aslında yargılama oyunu devam edecekti. Bütün bu hukuksuzlukları dile getirmek gerekiyordu. Ülkemiz artık bir yangın yerine dönmüştü. Muhalifler susturulmaya, bastırılmaya çalışılıyordu. Yalnızca avukatlar değil. Akademisyenler, gazeteciler, tüm muhalifler. İktidar karşıtı herhangi bir görüşe sahip olan, iktidarın politikalarını eleştiren ve bundan rahatsız olan her türlü hak talebi bastırılmaya çalışıyordu. Bu süreçte birilerinin ses çıkarması gerekiyordu. Avukatlar olarak bu eylemi kitlesel bir şekilde yapamıyorsak, ben tek başıma yapabilirim dedim. Bunun tüm meslektaşlarımca aslında tüm muhaliflerce, demokratlarla, sosyalistlerle hissedilmesi gerekir diye düşündüm. Ülkenin karanlığa ve sessizliğe boğulmaya çalışıldığı ama bu sesin kısılmaması yönünde bir şeyler yapılmalı dedim. Ve böyle karar verdim adalet nöbeti yapmaya.

8 haftadır Adliye önünde nöbettesiniz. Kaç kez gözaltına alındınız?

Didem Baydar Ünsal: Son üç haftadır gözaltına alınmıyorum. Bir de yılbaşı haftası gözaltına alınmadım. Dört hafta alınmadım, dört hafta alındım.

“Ben orada ne yapmaya çalışıyorum? Bu ülkenin geldiği aşamanın bir fotoğrafını çekmeye çalışıyorum”

Gözaltılarda neler yaşadınız?

Didem Baydar Ünsal: Yaklaşık 30 polis oluyor. Adliye önünde cübbeli, yalnızca eşimin ve arkadaşlarımın fotoğraflarının olduğu ve altında ‘halkın avukatlarına özgürlük’ yazdığı bir dövizle çıkıyorum. Sadece avukat arkadaşlarım için özgürlük istiyorum. ‘Adalet nöbetindeyim’ diyorum ve süresini de söyledim. Bu irade olarak sonlandırılacak bir eylem. Pasif bir direniş aslında. Ben orada ne yapmaya çalışıyorum? Bu ülkenin geldiği aşamanın bir fotoğrafını çekmeye çalışıyorum. Ülkede adaletsizlikler var. Ülkede bir yargı yok. Ve bunu bir avukat söylüyor. Bunun yakıcılığını hissetmeliyiz. Bunu duymalıyız ve kanser gibi yayılan sessizliği artık bozmalıyız diyerek orada duruyorum. Buraya gelen polisler diyor ki ‘yaptığınız eylem yasa dışı’ bunlara kendilerinde inanmadığını, burada 2911’in bile oluşmadığını tek kişilik ve trafiğe kapalı olan bir yerde gündüz vakti yaptığım bir eylem olduğunu açıkladığım da, ‘tamam’ dediler ve gittiler. İki dakika sonra ise tekrar gelerek ‘2911 ve propagandadan işlem yapacağız ve gözaltına alacağız sizi dediler’ ve zaten zorla götürdüler beni. Burada Çağlayan karakoluna götürüldüm. Bana 24 saat gözaltında tutulacağım söylendi. Ben kendilerine sordum ‘Savcı bey ya da hanım ifademe başvurmayı düşünmüyor mu?’ diye. Neden bekletiyor beni, mesai saatleri içerisindeyiz. ‘Sizinle görüşmek istemiyor’ dedi ve bir gün bekletildikten sonra ertesi gün ifadeye çıkartıldım ve ifadeden sonra adli kontrolle sevk edildim. Sırf orada bulunduğum ve mütevazi bir duruş sergilediğim için, adalet talebimi dile getirdiğim için hakkımda yurt dışına çıkış ve hafta da bir gün imza kararı verildi. İkinci hafta yine aynı şekilde oldu. Savcı bu sefer ifademe dahi başvurmadı, doğrudan dosya üzerinden adli kontrolle sevk etti. İkinci bir yurt dışı çıkış yasağı ve imza adli kontrolüyle serbest bırakıldım. Şu anda dört adet adli kontrol imzam var ve üç kere de yurt dışına çıkış iznim var.

Peki siz orada nöbetteyken, meslektaşlarınız yanınıza geliyor muydu?

Didem Baydar Ünsal: Adalet nöbetine yani tek kişilik eylemime ziyaretler gerçekleşiyor. Meslektaşlarım gelip dayanışmalarını iletiyor. Tabi endişelerini de dile getiriyorlar. ‘sen bu dosyada sanıksın, tutuklanma ihtimalin var. Bunu neden göze alıyorsun?’ Çünkü çok daha ciddi bir tehlike var. Ben de bunu söylüyorum. Çok ciddi bir yangın var ve biz o yangından korkuyoruz. Bu yangından korkunun bertaraf edilebilmenin tek yolu o yangını söndürmek. Ben de onlara ‘ Bana doğru gelin. Birlikte söndürelim bu yangını’ diyorum.

İstanbul Barosunun avukat hakları merkezinin emeklerini yadsıyamam. Avukat hakları merkezi bu konuda bir avukatın gözaltına alınması, adalet talebinin bastırılmaya çalışılması karşısında gerçekten duyarlı davrandı. Hukuki süreçlerimi takip ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Ve böyle bir dayanışma görmek gerçekten de sevindirici.

Türkiye Barolar Birliği (TTB) ve Metin Feyzioğlu’ndan bir beklentiniz var mı?

Didem Baydar Ünsal: Son süreçteki icraatlarına ve söylemlerine bakıldığında faydadan çok zararı olduğunu ne yazık ki görüyoruz. O yüzden çok ciddi bir destek beklentisi içinde değiliz. Bir avukat örgütünün, TTB’nin başı olmaktan ziyade bir siyasetçi olmayı tercih etmiş ve meslektaşlarının yanında değil, karşısında duruyor.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN